Konuşma yapmak için üniversitelerden çok sayıda davet alıyorum ama gidebildiklerim maalesef çok kısıtlı. Ama yeni girişimim sayesinde bayağı bir üniversiteyi gezeceğim aşikar.

ÇarÅŸamba günü giriÅŸimcilik üzerine konuÅŸma yapmam için Kocaeli Üniversitesi’nden AIESEC beni davet etti. Böyle anlattığıma bakmayın, giriÅŸimcilikten ziyade beni giriÅŸimciliÄŸe sürükleyen nedenleri ve giriÅŸimcilikten ne anladığımı anlattım. Zira giriÅŸimciliÄŸi anlatıyorum desem benim için çok iddialı bir söz olacak:) Zira ben daha yolun başında olan genç bir giriÅŸimciyim.

Aslında ben topluluğa karşı konuşma özürlüsü birisiyim. Ve bununla da yer yer eleştirilen bir adamım:) Olsun daha yaşım 22 diyor geliştiririm diyor geçiyorum. Ancak kendimi rahat hissettiğim yer ve zamanda çok güzel bir konuşma yapabiliyorum. Hatta buna ben bile inanamıyorum, nasıl oldu diye dumura uğruyorum.

Kocaeli Üniversitesi’nde kendimi çok rahat hissettim. Bu sayede keyifli komik bir sunum oldu. Sunumdan sonra soru yaÄŸmuruna tutuldum. Çıkışta ayaküstü de olsa birçok arkadaÅŸla sohbet etme fırsatı buldum. Hayallerini, endiÅŸelerini dinleme fırsatı yakaladım. FotoÄŸraflar çekildik. İstanbul’a döndüğümde mail kutuma düşen mesajlar beni çok mutlu etti.

Olay sadece benden kaynaklanmıyordu, zira dinleyici kitlesi de çok bilinçli sıcak ve hoÅŸsohbetti. Çok mantıklı sorular sordular. Onların enerjisi bana yansıdı. Tek sorun konuÅŸmamın başında “Kaç kiÅŸi giriÅŸimci olmak istiyor?” soruma salondan 3-5 elin kalkmasıydı. Herneyse…

Neler paylaştım meselesine gelirsek;

- “YaÄŸ satarım, bal satarım ustam öldü ben satarım…” felsefesini anlamıyorum. Ne yani illa usta mı ölmek gerekiyor bal satmak için. Gençlerin büyük iÅŸlere imza atmasının zamanı geldi de geçiyor. Bu da sanırım giriÅŸimcilikle olur. Sırf gençlere güvenmeyen insanlara kapak olması için baÅŸarılı giriÅŸimlere imza atmamız gerekiyor. Bu belki beni en çok kamçılayan ÅŸey.

- Bu yaÅŸte risk alamazsam bir daha hiçbir yaÅŸta risk alamam. Çünkü…

- GiriÅŸimci olmak mütevaziliÄŸi kesinlikle gerektiriyor. En son ev arkadaşımın akbilini çalmıştım…

- İlk İstanbul’a geldiÄŸimde hayalim sadece 4. sınıfta boÄŸaz manzaralı bir plazada ofisi olan bir ÅŸirkette staj yapıp sonra o ÅŸirkete kapağı atmaktı. Bu hayal 2. sınıfta oldu. Åžimdi ise ne böyle bir hayalim kaldı ne de plazalara sevgim… Hayat çok garip.

- Benim en büyük ÅŸansım baÅŸarılı giriÅŸimcilerin öykülerini onların aÄŸzından dinlemem. Bir de dünyadan ve Türkiye’den çok sayıda baÅŸarılı giriÅŸimcinin öyküsünü okudum. İnsan baÅŸarı öyküsü okudukça, dinledikçe buna benzer bir öykü yazmaya hevesleniyor…

- Ne para ne şöhret ilk önce bir öykü yazmak zaten bu öyküyü yazdıktan sonra para da şöhrette arkasından geliyor.

Ve daha birçok ÅŸey. Umarım birgün baÅŸarılı giriÅŸimlere imza atarız da iÅŸte o zaman baÅŸarılı bir giriÅŸimci olarak gençlerle deneyimlerimizi üniversitelerde paylaşırız. Umarım o günler gelir…

Şu anda beni heyecanlandıran iki şeyden biri bu.

Åžu anda Japon yapımı bir müzik kutusunun sesiyle rahatlıyorum. Zor bir dönem…

Ne diyelim, Nietzche’nin dediÄŸi gibi “Öldürmeyen ÅŸey güçlendirir…”

18/11/2008

Türk gençlerine uzak bir konu:Girişimcilik

Yazar:Nurettin Özdoğan | Kategori:Kategorilenmemiş

Yeni düşler yenilikçi düşünceler giriÅŸimcilik yarışmasında finalist olmuÅŸtum. 1. olmayı çok istiyordum ama dün ödül töreninde 1.’nin kim olduÄŸunu öğrendik.

Hep bu tip yarışmalara girilmeden önce juri sisteminin adil olup olmadığına bakın diyorum. Bu yarışmada 7 juri vardı. Hepsi de birbirinden değerli isimler. Ancak iş planı üzerinden değerlendirilme yapılması her jurinin ayrı ayrı birbirinden habersiz puan vermesi bana göre pek de adil değil. Halbuki iş planlarını okuyup sonra bir araya gelerek iştişare yapsalar sanki daha adil olur gibi geliyor. Keza e-fikrim yarışması öyleydi. Projem çok güzel değildi. Ama juri karşısında çok güzel sunum yapıp, jurinin kafasına takıldığı soruları cevaplama fırsatı yakaladım. Sonuçta 1. olmuştum. Ve o 1.lik bana hiç ummadığım bir kapıyı açmıştı.

1. olan proje hiç ummadığımız bir projeydi: Elektronik tarım isminde. Baya bir kişi projenin 1. olmasını beklemiyordu. Ama takdir jurinindi.  Yenilikçi düşler yenilikçi fikirler yarışması bana çok şey kattı ve 1. olmasam da bir ödül kazandığım için çok mutluyum.

Gecede dikkatimi çeken bir özellik vardı: Birinci olan arkadaÅŸ (ismini unuttum) Türkye’deki en tanınmış internet giriÅŸimcilerinden biri olan ÇaÄŸlar Erol’a kokteylde şöyle bir soru sordu: “Sabancı Üniversitesi iÅŸ dünyası tarafından kabul görüyor mu?”

ÇaÄŸlar Erol ise ÅŸaÅŸkınlıkla “Ne desem yalan olur. Bilmiyorum.” dedi.

Kulak misafiri oldum ve bu soruyu duyunca çok ÅŸaşırdım. Yani böyle önemli bir giriÅŸimcilik yarışmasında 1. olan arkadaÅŸ giriÅŸimciliÄŸi düşünmüyordu. Kimbilir belki de bu yarışmaya CV’sini doldurmak için girmiÅŸti. Sorusundan bu anlaşılıyordu.

BoÄŸaziçi Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Kadri Özçaldıran ise BoÄŸaziçi Üniversitesi’nde giriÅŸimcilik adında bir ders açıldığını ancak 1-2 kiÅŸinin bu derse kayıt olduÄŸunu söylemiÅŸ. BoÄŸaziçi gibi bir üniversite de durum böyleyse diÄŸer üniversiteleri tahmin edemiyorum bile.

Dün gece Burak Büyükdemir’in Yıldız Teknik Üniversitesi’nde “Okurken kendi internet ÅŸirketini kurmak” adlı konferansını nette izledim. Burak Hoca moderatördü bunun yanında Murat Buyurgan, Ekim Nazım Kaya, Kudret Curey, Aydonat Atasever ve AlemÅŸah Öztürk gibi Türkiye’de baÅŸarılı olmuÅŸ internet giriÅŸimcileri de vardı. Ama ne yazık ki salon çok az doluydu. Çok yazık…

Çok acı olacak ama… Türk gençleri giriÅŸimciliÄŸe harbiden çok uzak. 0′dan baÅŸlayıp çetrefilli bir yola girmek istemiyorlar. Hazıra konmak istiyorlar. Güçlünün yanında olmak istiyorlar. En büyük ÅŸirketin/makinanın bir diÅŸlisi olmak istiyorlar. Bunun daha güvenilir ve rahat bir yol olduÄŸunu düşünüyorlar. HerÅŸey ‘title’ olmuÅŸ abi.

Girişimci olmak isteyen bir avuç genç var bu ülkede. Onlar da zaten bizim arkadaşlarımız. Sürekli onlarla görüşüyor hayallerimizi paylaşıyoruz. Bu en azından biz genç girişimcilere güç veriyor.

Zaman Gazetesi’nde giriÅŸimciliÄŸi kitlelere yaymak için çok mücadele verdim. Çok sayıda yazı yazdım bu konuda. Ama bunla ilgili çok az soru aldım. Ama çok garip yaklaşık 2 yıl boyunca, “Köşe yazarı nasıl olabilirim? Bunun yolu var mı?” tarzı binlerce soruyla karşılaÅŸtım…

Ben kafaya koydum artık ben bir girişimciyim. Yazarlık, TV programcılığı, danışmanlık bunların mutlaka bir sonu olacak. Ama girişimciliğin sonu olmaması için elimden geleni yapacağım.

Ve  gençlere rol model olabilecek gözlerinin içinde dünyalar saklı bir giriÅŸimci olmak için hergündua edeceÄŸim. Hem fiili hem kavli…

Dün benim için özel olan birisinin mesajı şöyledi: “YemiÅŸim derecesini. Sen zaten 1.cisin.”

Prof. Randy Pausch’un dediÄŸi gibi; Ödül veya birincilikler size çevrenin saygı duyması adına güzel ÅŸeyler. Ancak asıl önemlisi, sizin yere göğe sığdıramadığınız kahramanlarınızın sizin hakkınızda iyi düşünmeleri ve size saygı duymaları…”

Evet evet önemli olan benim kahramanlarımın, sevdiklerimin benim hakkında iyi düşünmeleri ve bana saygı duymaları.

Dün ödül töreninde benim yanımda olan, baÅŸarılarıyla gurur duyduÄŸum Elif’e, Elif’in arkadaşı Nur’a, sıcaklığıyla bizi ısıtan Yasemin Hanım’a, yeni sırdaşım Esra Nur’a, dün gece muzipliÄŸiyle bizi koparan Abdulkadir’e, çok sevgili ortaklarım Sinan ve Hasan’a, taa Kocaeli’den gelen Zekai Abi’ye, basariligencler.com projesinin mimarı İbrahim’e çok teÅŸekkür ederim.

Ayrıca yanımda olmayı çok isteyen ancak programlarının doluluÄŸu nedeniyle olamayan bana mesaj gönderen eski patronlarım Murat YeÅŸildere ve Tankut Åžensürücü’ye, Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı’ya ve ebay CEO’su Sina Afra’ya da ayrıca çok teÅŸekkür ederim.

Ve tabii ki büyük bir heyecanla sonuç bekleyen beni arayan Cansu’ya, GülÅŸen’e ve ÇaÄŸatay’a yine teÅŸekkürü borç bilirim.

Ve babama anneme…

11/11/2008

Hiç girişimci sefil olur mu? Gerekirse evet:)

Yazar:Nurettin Özdoğan | Kategori:Kategorilenmemiş

Artık kendimi giriÅŸimci olarak kabul ediyorum… Gerçi kimilerine göre yazar, TV programcısı ve tabii ki ‘öğrenci’ (ki ömür boyu bu sıfatım kalacak sanki) gibi pek havalı ‘title’larım olsa da ben kendimi giriÅŸimci kabul ediyorum.

Dünya’da ve Türkiye’de kendime rol model aldığım bazı giriÅŸimcilere baktığımda ilk baÅŸlarda çok mütevazi bir yaÅŸam sürdürmüşler. Aslında bu ilk baÅŸta bir dezavantaj gibi görünse de projelerine/ÅŸirketlerine dört elle sarılmalarındaki en büyük etkenlerden biri.

Egon Zehnder’da ayrılmadan önce beni idare edecek bereketli bir maaşım, 4 öğün yetecek kadar yemek fiÅŸlerim ve çeÅŸitli imkanlarım vardı. (Bu arada baÅŸarılı giriÅŸimcilerin bir çoÄŸunda dikkat ettiÄŸim baÅŸka bir özellik danışmanlık sektöründen gelmeleri, acaba ben de o kervana katılır mıyım dersiniz:)

Bunlardan vazgeçmek ilk baÅŸlarda zor olsa da genç yaÅŸta risk almazsam gelecekte hiç alamayacağımı düşünmemden ve projelerime inanmamdan dolayı Egon Zehnder’dan ayrıldım. (Hatta geç bile kalmışım.)

Åžimdi sanat dünyası gibi telif gelirlerimle yaÅŸamımı idame ettiriyorum. Yani gazeteden ve televizyondan aldığım ücretlerle… İstesem ailem de bana destek çıkar - saolsun babam hep sorar- ama ben böyle daha bi mutluyum. Mesela biraz daha mütevazi bir yaÅŸam sürdürmeye baÅŸladım bir süredir.  Saçma gelecek ama bunları biraz sıralamak istiyorum, paylaÅŸmak adına…

- Gündüzleri trafikten dolayı arabamı çok kullanmam ancak haftasonları ve akÅŸamları hiç acımazdım. Buna ilaveten hafta içleri taksiye çok binerdim. Hatta bir ara çok abartmıştım, Hergün iÅŸe taksiyle gidiyordum biraz daha fazla uyumak için. 1.5 yıldır akbilim yoktu, akbil alacağım yakında. Alana kadar ev arkadaşım İbo’nunkini kullanıyorum mesela. Metroyla ve otobüsle ofise, okuluma ve çeÅŸitli toplantılara gidiyorum. Valla metro’da gazete okumak pek bi keyifli oluyor…

- Eskiden çok güzel restorantlarda yemek yerdim. (Yemek fiÅŸlerim saolsun) Hatta eski iÅŸlerim sayesinde İstanbul’da görmediÄŸim lüks restorant kalmamıştı.  Öğle yemegine ÇıraÄŸan’dasın, akÅŸama BoÄŸaziçi’nin karşısındaki Börekçidesin. Çok şükürki o tip yerlere pek alışmadım, (zaten yemeklerine de pek alışamamıştım.) öğrenci modumu hep korudum. Ve bu modda takılmak beni daha bi mutlu ediyor. Åžimdi daha çok simit ve dürüm ağırlıklı öğünlerim. Bizim evdeki çocuklara yemek yapalım diyorum, birgün de sen yap dediklerinde ortalıktan tüyüyorum.

- Ayda 1 İstanbul dışına çıkardım uçakla. Geçenlerde Çorum’a bir zirveye davet edildim. Otobüs biletimi karşılayacaklardı. Sonra İstanbul-Çorum arası çok saat olunca vazgeçtim. Eskiden olsa hiç düşünmeden Ankara uçak biletini alır, oradan geçmeyi düşünürdüm. Åžimdi bunun bile hesabını yapıyorum.

- Her gün günde iki kez İstiklal Caddesi’nden geçiyorum. MaÄŸazaların önünden geçerken iyi bir alışveriÅŸ yapmam gerektiÄŸini düşündüm. Sonra vazgeçtim, daha mantıklı bir yol buldum kendime: Benim TV programım için bir giyim sponsorum hala yok. Ve ben hala niye bekliyorum? En kısa zamanda kendime giyim sponsoru bulacağım…

- Cep telefonu faturalarım baya yüksek. Bu konuda neler yapabilirim o hala kafamda soru iÅŸareti. Vadofone’dan Turkcell’e geçmeyi düşünüyorum numara taşınırlığı ile. Ama iÅŸin garibi hat eski ev arkadaşımın üzerine. Onu da en son 4 sene önce görmüştüm… Yaşıyor mu ondan emin deÄŸilim…

İşte böyle. Cimri diyenler olabilir:) Ama biraz mütevazi yaşamak gerekiyor kanımca. Dediğim gibi rol model aldığım girişimcilerin mütevazi yaşamları onların işlerine çok yaramış.

Bakalım ben de yarayacak mı?

BoÄŸaziçi Üniversitesi’nin yarışmasında finalist olmuÅŸum oradan gelen para bir müddet bana yetecek. 1.’ye ise daha büyük bir ödül… Aslında para filan deÄŸil de biraz moral için bunu istiyorum. Ama içimden bir ses 1.liÄŸi kaybettiÄŸimi söylüyor. Bu aralar çok stresliyim nedense…

Offf off:)

09/11/2008

Benim için anlamlı bir yazı

Yazar:Nurettin Özdoğan | Kategori:Kategorilenmemiş

Bu haftaki Zaman’da çıkan köşe yazımdan bir parça. Benim için en anlamlı yazılardan biri olduÄŸu için buraya da koyuyorum.

Dedesine ‘Abi’ diyen çocuk

Bir genç düşünün. İsmi Ali olsun, Veli olsun ya da Ahmet olsun, hiç fark etmez. Yıllar önce küçük bir Anadolu ÅŸehrinden İstanbul’a küçük hayallerle gelmiÅŸ olsun…

EÄŸitimine devam eden, bunun yanında kendi çapında bir ÅŸeyler yapmaya çalışan öylesine bir çocuk olsun. En büyük hayallerinden birisi, uzaktaki ailesinin kendisiyle gurur duyması olsun. Hele de ailenin en büyüğü olan dedesinin…

Bu çocuk dedesine ‘Abi’ diye seslensin mesela. Haftada birkaç kez telefon görüştüğü annesine her defasında “Abim nasıl?” diye dedesinin halini hatırını sorsun. Memlekete her gittiÄŸinde ilk ‘Abi’sini yani dedesini ziyaret etsin. Her defasında ‘Abi’sine hayallerini hedeflerini anlatsın. İstanbul’da neler yaptığını anlatsın. Sanki kantinde beraber çay içtiÄŸi arkadaşına anlatır gibi bunları bıkmadan usanmadan anlatsın dedesine ‘Abi’ diyen çocuk. Ve dedesi de onu bıkmadan usanmadan dinlesin…

Dedesine ‘Abi’ diyen çocuk normalde haftanın son gününü çok sever. Ama o günün gecesinde hiç beklenmedik bir saatte bir telefon gelir. Arayan babası: “Dedeni kaybettik.” AÄŸzından çıkan ilk söz: “Ama nasıl olur?” Sahi ya, daha nice bayramlarda dedesinin mübarek elini öpecekti. Daha nice memleketine gittiÄŸinde yoldayken “Dedemi göreceÄŸim.” diye heyecanlanacaktı. Daha da önemlisi günün birinde dedesi onunla gurur duyacaktı…

Dedesine ‘Abi’ diyen çocuk yazdığı yazının son cümlesine şöyle yazdı: “Dedesi hayatta olanlar! N’olursunuz, dedenizin gurur duyacağı bir torun olun…”

 Kaynak: http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=758201&title=degisimden-korkanin-kasigi-kirilsin